gaziantep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gaziantep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2012 Cuma

Yine Yeni Yeniden: Gaziantep

Aradan tam 2.5 yıl geçmiş! 2009 Temmuz'undan 2012 Şubat'a.. Bu sefer esas odak noktası Urfa olduğundan Gaziantep'i koştura koştura gezebildim. Daha önceki yazımdaki güzergahların çook faydası oldu hızlıcana gezmeme. Açıkçası "Ana, geçen sefer sabahtan akşama yazın uzuun gününde anca gezebildiydim, şincik bitti mi yani her yer iki saatte?" diye bi şaşakaldım da :) İyi oluyomuş yani bu google-map tabanlı gezi güzergahları sözün özü.

Okumadıysanız, 2.5 yıl önceki yazımı okuyup Gaziantep'in gezi rotaları ile ilgili ayrıntılı bilgi edinin de ondan sonra buraya gelin :). Orda ayrıntılı ayrıntılı iki güzergahı da anlatıyorum. Ben yine de tüm güzergahların olduğu google-map haritamı koyayım aşağıya:

Gaziantep Gezi Rotaları: Tıklarsanız daha büyük halde görebilirsiniz.

Evvet, şincik şehirden bi iki fotoğrafa bakarak Gaziantep'le haşır neşir olmaya başlıyoooz:

Havaş servisinden indiğimde karşımda Kendirli Kilisesi'ni buldum (Güzergah II (kırmızı güzergah), Atatürk Caddesi). Ve yerlerde hala erimemiş karlar. O zaman gittiğimde yazdı, ağaçlar yemyeşildi tabi, şimdi kupkurular.
Kale'den Tahtani Camii boyunca İmam Çağdaş'a doğru yürürken (Güzergah I, mavi güzergah) solda Yeni Han, sağda Zincirli Bedesten çarpıyor göze. Ve tabi bakırcılar, kuru patlıcan-biber satıcılar..

Gaziantep: turist-dostu tarih-dostu şehir isimli yazımda zaten ıncığıyla cıncığıyla fotoğraflar ve bissürü bilgi var. Bunun üstüne bu seferlik gezide eklediklerimi/gördüklerimi yazayım çabucak, diğer yazıdaki ayrıntılara girmeden. Ama önce bi kale fotoğrafı koymam şart, Antep demek şehrin ortasındaki o büyüleyici görüntüsüyle kale demek benim için çünkü. Eski yazıda da var ama yeni fotoğraf makinemle daha iyi daha net hali bu.

Kale demişken, geçen sefer de restorasyon nedeniyle kapalı idi kale içi, bu sefer de. "2.5 yılda restore edilememiş, hıh" deyu kızdım ama wowturkey'deki ilgili yazıları okuyunca 2.5 yıl da neymiş demek zorunda kaldım; çünkü Gaziantep'in yerlileri derler ki "şimdi 45 yaşındayız, çocukken kale içinde oynardık, 30 yıldır restorasyon nedeniyle kapalı kale içi, bu ne rezillik"..

Evet bu söz üstüne eklenecek birşey yok doğrusu. Ama interneti taradım: sanki bu yaz açılacakmış turizme gibi haberler var. Hayalimde, geceleyin ışıl ışıl olan, içinde ve yamaçlarında kafelerin yer aldığı, insanlarla dolu cıvııl cıvıl bir Gaziantep Kalesi var. Şimdiyse in cin top oynuyodu bu gittiğimde. Görürüm o günleri de inşallah. Konya'nın cıvıl cıvıl Alaittin Tepesi'nden fazlası var eksiği yok kalenin.

Bunu da Kale'nin iç duvarlarındaki Kahramanlık Müzesi'ne çıkan yoldan çektim Kalenin güneyine (Handaniye Camii, Emine Göğüş Müzesi vs.'nin olduğu yöne) bakan tarafında yer alan tarihi Antep evleri ve altlarında bakırcı dükkanları.

Emine Göğüş Mutfak Müzesi
Geçen sefer gezmemiştim; bu sefer gezmek istedim. Giriş 1 TL, öğrenciye 0.5 TL. Hiçbirşey yani. Emine Göğüş ilk Turizm Bakanı Antepli Ali İhsan Göğüş'ün annesi imiş. Burası da onların konağı. İçinde, geçen yüzyıla ait mutfak malzemeleri vardı Antep'e ait. Çok zengin değil ama görülmeye değer. Özellikle cansız mankenli canlandırmalar çok hoş. Aşağıda fotoğrafları var.

Konaktaki (yani müzedeki) üst katın kapı kolu çok hoştu :) Kurutulmuş biber patlıcan vs.nin yer aldığı mutfak köşesi ile cansız mankenlerin fıstık mıstık olan sofrada oturuşunu görüyoruz resimlerde.

Ha yeri nerde derseniz, Güzergah II haritasına bakın; hemen kalenin güneyindeki sokakta kalıyo, kırmızı güzergahın hemen başlangıcında.

Şeyh Fethullah Camii & Tahtani Camii & Minareler
Bir önceki yazıda yazdıydım; geçen sefer Antep'i gezip tozarken, bi süre sonra "e bu camiler hep birbirine benziyor, daha girip çıkmayayım artık" moduna girdiğimden, selçuklu mimarisini andıran tek cami olması dolayısıyla özel bir yeri olduğunu sonradan internetten okuduğum Şeyh Fethullah Camii'ni de es geçmiştim. Bu sefer o hatayı telafi edeyim dedim. İyi de oldu, karanlık ve ıssız Antep sokaklarında cirit attım, Antep sokaklarının güvenli olduğunu da test etmiş oldum :). Yukardaki haritada yeşil güzergahla gidebiliyosunuz, Sergi Önü Sokak diye ilginç isimli bi sokakta, Kozluca Caddesi sonunda. Aşağıda yeşil güzergahın zumlanmış hali. Tekke Camii'nden sonra Kozluca Caddesi'ne sapın, bu kadar basit.

Şeyh Fethullah Camii'ne giden yol: Büyük harita için tıklayın

Aslına sorarsanız, diğer camilerden çok çok da farklı değil, ama mihrabı daha gösterişli ve gerçekten de memluklü-selçuklu izleri taşıyor. Ancak fotoğrafını çekemedim, mihrab önünde sohbet eden sakallı cübbeli grup yanlış anlamasın diye. Ahan da internetten bulduğum bir fotoğraf. Osman unutmaz da benim için oraya gidip fotoğrafını çekerse değiştircem :)

Fotoğraf gaziantep.city.info sitesinden. Mihraptaki geometrik şekiller diğer Gaziantep camilerinde bulunmayan cinsten. Bi de ortadaki gri sütun çok ilginç duruyodu.

Güncelleme- Nisan 2012: Osmancım saolsun benim için gitmiş fotoğraflar çekmiş Fethullah Camii'nde. Onlardan seçip bi kolaj yaptım, koydum aşağıya.

Şeyh Fethullah Camii'ne gitmek için başka iki sebep de var: (1) Gaziantep savunmasında rol oynayıp şehit olan Karayılan'ın mezarı bu cami avlusunda! Gitmeden bilmiyordum. (2) Abdest alma kısmında çok ilginç olmasa da tarihi görüntüsü olan iki su pınarı var. 
Şeyh Fethullah Camii avlusundaki Karayılan'ın mezarı. İsmi sanki yaşlı başlı biri imiş gibi duruyor ama 32 yaşında şehit olmuş.

Ve minare şerefeleri. Gaziantep'in en sevdiğim özelliklerinden biri. Yeni fotoğraf makinam sayesinde zumlayarak taşlarla çinilerle işlenmiş minareleri yakın plan çekebildim :)
Antep camilerinin o beni büyüleyen işlemeli şerefeleri! Soldaki Nuri Mehmet Paşa Camii'nden, sağdaki de Kale'nin ordaki Şirvani Camii'nden.

Son olarak da Tahtani Camii'nden bahsedeyim. Bi şok yaşadım çünkü :). Gaziantep camilerinde siyahlı koyu mat pembeli taşlar ön plandadır. Cami girişinde, mihrapta, minberde hep dikkat çeker. Benim aklımda, Tahtani Camii'nde pembe ve siyaha ek olarak yeşil taşlar da kullanılmış diye kalmış. Hatta o zaman "vaww bu cami çok ilginç üç farklı renkli taş, yihuu" diye sevindiğimi hatırlıyorum :)

Neysecime lafı uzatmayayım; zaten Kalenin hemen yanında Tahtani Camii, doğusunda kalıyo. Bi heves bi gittim, aneyy yeşil taşların yerinde yeller esiyo. "Hmm yanlış hatırlıyorum o zaman, başka camiydi, ama olamaz eminim" gibi sorgulamalarla döndüm dolandım. Sonra eve dönünce eski yazımdaki fotoğrafı kontrol ettim hemen. Ha, bi de cami girişinde "2011 yılında restore edilmiştir" yazıyodu. Aşağıda caminin 2009-2011 hallerini görüyosunuz. Yani tüm o yeşil renkler sonradan eklenmiş yağlı boya vs. türü caminin orijinali ile alakası olmayan şeylermiş, restorasyonda kaldırılmış. Mihrabın kenarındaki motiflere de bakın, resmen boyamışlar meğer önceden tarihi eser olduğunu dikkate almadan. Herşeyi geçtim, 2009 versiyonundaki duvarlara döşenen tahtalara ne demeli :) . İyi niyetle yapmışlardır o ayrı ama cız ediyo insanın içi. Neyse epey orijinale döndürmüşler camiyi.

Tahtani Camii'nin 2009 Temmuzdan 2012 Şubat'a geçirdiği başkalaşım :)

Yemek
İmam Çağdaş'a gitmedim bu sefer. Şehrin yerlisinin gidip yemek yediği yerleri görmek istedim. Zaten Antep'te o kadar çok yemek yenecek yer var ki, illaki bi yerde karın doyurulur yani.. "Cartlak Kebabııı" diye tutturduğumdan  Nuri Mehmet Paşa Camii yakınlarında bir yere götürdü beni Osman. Anaa, meğersem internette "aman da şöyle meşhur şöyle güzel Antep'in Cartlak Kebabı" deyip göklere çıkarılan şey bildiğimiz adana kebap gibi birşey değil miymiş?  Neyse merakımı gidermiş oldum.

Antep'te kahvaltıda katmer yemek çook popülermiş. Antep'te değil ama Urfa'daki iki sabah da Osman ile katmer yiyerek başladık kahvaltıya. Bizim karslı komşumuz "nene" arada katmer yapıp gönderirdi bize, o daha börek gibi bişeydi. Bu basbayağı tatlı şekerli fıstıklı bişey. Güzel de (ama bana fazla şekerli geldi.). Aşağıda fotoğrafı. Dediğim gibi Urfa'da çektiğim bi fotoğraf ama Antep'e özgü sayıldığından buraya koyuyorum:

Baklavayla ilgili de iki çift laf edeyim. Şehirdeki tüm baklavacıların ismi "...oğlu" diye bitiyor :) Ve bu sefer baklava yiyip geldim. Geçen sefer "Antep'e gittim" dediklerimin nerdeyse ilk sordukları şey oluyodu "baklava yedin mi?" sorusu.

Nasıl Gidilir & Nerde Kalınır?
Geçen sefer otobüsle gittiydim, 17 saat! Bu sefer Pegasus'un kampanyalarını takip ederek 2.5 yıl önceki fiyattan bile çok ucuza uçtum: gidiş-dönüş 103 TL. Bu aşamada hemencecik, "E gittik, dönerken HAVAŞ servisine nerden nasıl binicem" sorusuna cevap vermek istiyorum. Garanti olsun diye HAVAŞ servislerinin kalkış noktasına gidin, nolur nolmaz. Nasıl mı? Bayazhan Kent Müzesi'nin ordan aşağıya doğru inen caddeyi takip ediyorsunuz (Gazi Muhtar Paşa Caddesi); Demokrasi Parkı'nı geçiyosunuz (Allaben deresinin de üstünden tabi); yine dümdüz devam edip. Haritada işaretledim zaten aşağıda. Ben yürüyerek gittim, sabahın 5:15'inde filan otelden çıkarak karanlıkta.. İlginçti, hoştu :)

Havaş servisinin kalktığı yere gidiş. Otobüsün kalktığı yerde Havaş'ın ofisi de var.

Gelelim nerde kaldım sorusuna. Geçen sefer askerliğin nimetlerinden yararlanıp sanırım 1.6 TL'ye askeri misafirhanede kalmıştım :) Bu sefer de çok merkezde ve gerçekten çok ucuz bi yer buldum. Bilmiyorum, belki kış yüzünden fiyatlar uygundu. Ama Otel gerçekten temiz, ve merkezde: Otel Yunus. Tek kişilik oda 35 TL. Tarihi Bey mahallesinin hemen dibinde. Daha düzgün bir tarif; Atatürk Caddesi'nin hemen başlangıcında. Haritada bunu da işaretledim zaten. Bu Atatürk Caddesi- İstasyon Caddesi- Hürriyet Caddesi- Suburcu Caddesi kesişimindeki kavşak var ya; ordan Atatürk Caddesi'ne giriyosunuz; birinci soldan değil girip yürüdünüz müydü 40-50 adım, sağınızda kalıyo.

Haritadaki yeşil yuvarlak, bu dört caddenin kesiştiği kavşak. Tarihi adliye binası da hemen orda. Sarı Ev işareti de Yunus Otel'in yeri. Daha büyük harita için tıklayıverin

Bey mahallesi demişkene bi kaç fotoğraf koymamak olmaz. Gaziantep'in beni en etikleyen özelliklerindendi beyaz taşlı tarihi evler. Yunus Otel'i ararken daracık Bey Mahallesi sokaklarında da dolandık Osman'la. O ara çektiğim iki fotoğraf aşağıda.


Eee şehri nasıl buldum?
Geçen sefer gidişimde, şehrin "Doğu'nun Paris'i" olmayışını çok vurgulu söylememle birlikte, gördüğüm restorasyon, tarihi yapılara verilen önem vs. gibi unsurlardan dolayı şehri çok çok daha iyi bir görünümde göreceğimi sanıyordum bu sefer. Yav Antep ziyaretlerim hep hayal kırıklığı mı olmalı benim? Ah çileli başım :)

Şöyle: şehir durduğu gibi duruyor. 2.5 yılda hiçbir gelişme yaşanmamış şehrin görüntüsüne dair. Daha bakımsız duruyodu hatta. Nerde Urfa'nın ışıl ışıl akşamları, nerde loş Antep geceleri.. Gerçi iyi haber de var: havaalanında belediyeye ait bir dergi okudum da, şehrin ışıklandırılması ile ilgili bir çalışmaları varmış, kale bölgesi de cıvıllaştırıldı mı şehir çook güzel bi görünüme kavuşacak eminim.

Yine yine yapamadım bidahaki sefere :(

  1. Zahter, menengiç içmek :(
  2. Tütün Han'daki yeraltı kafeye gitmek :(
  3. Hayvanat bahçesine gitmek (gerçi Kilis'e giderken şehir çıkışında üniversiteyi gördüm, ve arkasındaki Burç ormanını. Osman hayvanat bahçesinin de orda olduğunu söyledi. Epey yaklaştım yani, bi dahaki sefere içine de gidicem inşallah :) )
  4. Bakırcılardan alışveriş yapmak :(
  5. Güzergah I tarafında yer aldığını duyduğum Havra kalıntısını görmek :(
  6. Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi'ni gezmek :(
Yav ne çok yapamadığım şey varmış :(

Parmak Gevezesi
Blog ismini "parmak gevezesi" olarak değiştirmeliyim :) Yav hiçbirşeyi kısa anlatamıyorum, yine kısacık bişey yazıcam diye başladım sayfalar döktürdüm :(


28 Temmuz 2009 Salı

Gaziantep: turist-dostu tarih-dostu şehir..

Mandras Sendromu
Türkiye'yi İstanbul haricinde hemen hemen hiç gezmemiş gençler olarak 2005 Ağustos'unda Danimarka'da gezerken Emrah'ın keşfettiği bir terimdi bu.. Tanımı şöyle :


Gezilecekler listesindeki bazı yerlere, "Yav biz daha Mandras Gölü'nü bile görmedik Türkiye'de, gidip bu kıytırık yerleri mi görücez" diye gitmemek.


Takip eden yıllarda Avrupa'da 20'ye yakın şehir gezdim; ve ülkeme dair hiç gezi kültürümün olmamasının utancını hissettim zaman zaman içimde.

İşte son zamanlarda kendimi Türkiye'yi gezmeye odaklamamın ana sebebi taaa o günlere dayanır. Geçen hafta Gaziantep, Kayseri ve Konya'yı kapsayan 5 günlük gezimin ardında da zamanında maruz kaldığım bu utanç duygusu ve Mandras Sendromu var muhakkak:)

Neden Gaziantep?
Antep merakımın en büyük nedeni, "doğu'nun Parisi" nitelemesiydi. Paris görmüş biri olaraktan, gel de merak etme ülkemizin Paris'ini :). Gözümde şehirleşmesi mükemmel olan, planlı düzenli bi şehir canlandıydı; "bi koşu gidip bakiim, öyle miymiş?" merakıyla düştüm yola..

Şehir Hakkında
Antep büyükşehir statüsünde, ve merkezi iki ilçeden oluşuyor: Şahinbey ve Şehitkamil. İki isim de Kurtuluş Savaşı'ndan geliyor. Şehit Kamil mesela; bilmiyordum, Annesine saldıran fransız askerlerine karşı koyup şehit olan 10 yaşında küçük bir çocukmuş. Kısa hikayesi burada. Gözlerim yaşarıyor şehrin onun ismini yaşatan vefası karşısında..

Başka; şehirde Dulkadiroğulları ve Memluklü hakimiyeti varmış Osmanlı'dan önce. İkisi arasında sürekli el değiştirip durmuş şehir; çünkü iki ülkenin sınırında yer alıyomuş. Yavuz Sultan Selim'in Mercidabık'ta Memluklüleri yenmesiyle (1516) Osmanlı imparatorluğuna katılmış Gaziantep. (Şehir tarihiyle ilgili ayrıntılı bilgi Gaziantep.com'da var)

Şehir hakkında bir ön bilgiye sahip olmak için ayrıca İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün çok güzel hazırladığı siteye de bakmakta fayda var.

Nasıl Gidecez?
İstanbul'dan Antep'e Metro turizm otobüsleri gidiyor. Gaziantep'in belli başlı otobüs firmaları da, Seç, Ben, Çayırağası. Genelde internet sayfalarında sefer saatlerini görebiliyorsunuz.

Saat 16:30 otobüsüne bilet aldım ben Metro'dan. İnternet sayfasında, ertesi gün 06:30'da Gaziantep'te olacağını iddia eden sefer. Ama bizim otobüs şirketleri hala profesyonelleşememişler; ertesi gün ancak saat 09:30'da Gaziantep otogarındaydım. Yani 17 saat kadar sürdü. Şehirde bir gece kalıp, ertesi sabah da 13:00 otobüsüyle Kayseri'ye döndürdüm rotayı..

Bu arada, şimdiye kadar gördüğüm şehir otogarları arasında tartışmasız en güzeliydi Gaziantep Otogarı. Hem yeni, hem de o kadar ferah ve düzenli ki içi. Kayseri Otogarı da yeniydi mesela, ama mimari açıdan soğuk geldi bana.
Gaziantep Otogarı'nın içi

Otogar şehre o kadar da yakın değil. Hemen önünden dolmuşlar kalkıyor; ve 20 dakikayı buluyor Kale bölgesine gitmek. Şoföre "kaleye yakın bir yerde inmek istiyorum" dedim; zaten kale hafifçe yüksek bir tepede olduğundan yaklaştığımızda görüp indim dolmuştan.


Gezi Güzergahları 
Şehri, iki ayrı gezi güzergahına böldüm. Böylecene çook verimli bir şekilde tüm görülcek yerleri görebiliyoruz.

Gezi Güzergahı I (mavi güzergah), Kale'den başlıyor ve "Gaziantep Tarih ve Kültür Yolu" boyunca ilerliyor. Gezi Güzergahı II'de (kırmızı güzergah) ise ise şehrin modern yüzü etrafında ilerleyerek tarihi yapıları kolaçan ediyoruz. Her iki güzergahın da google-map haritası ve ayrıntıları var aşağıda.

Gezi Güzergahı I
En mantıklısı gezmeye Kale'den başlamak, ve daha sonra "Gaziantep Tarih ve Kültür Yolu" boyunca yürümek. Şu bağlantıda bu yol üzerinde yer alan tarihi yerlerin isimlerini de gösteren hoş bir harita var. Bu haritanın yer aldığı dar kapsamlı bir broşürü de, Kale'deki panaromik müzenin girişinden aldım.

Kolaylık olsun diye; bu güzergahı Google Map üzerinde işaretledim. Maksat, gitmeden önce şehre aşina olmak isteyenlere yardımcı olsun (Bkz. Gezmek istiyorum, napmalıyım? )

Turistik Gaziantep haritasını daha büyük görmek için tıklayın.. Haritaya zumlayabilir, ya da farklı yönlere hareket ettirebilirsiniz..

Bu haritayı baz alırsak; Kale'yi gördükten sonra Kır Kahvesinden başlayarak, Butik Otel, Şirvani Camii, Hışva Hamamı, Büdeyri Hanı gibi yapıları görerek gezmeye devam ettim ben; Boyacı Camii'ne kadar.. Haritadaki işaretli yerler hakkında kısa bilgiler, Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün sitesinde mevcut..

Kale
Kalenin dibine varınca bi de baktım "restorasyon dolayısıyla kapalıdır" tabelası koymuşlar.. Ben de, hemen oradaki Şirvani Camii'nin yanına gittim. Caminin ilginçliği, şehrin ilk iki şerefeli camisi olması imiş. Başka bir ilginçliği de, şerefelerine iki ayrı bağımsız sarmal merdivenle çıkılması; yani Edirne'de Üç Şerefeli Cami'de ve Selimiye Camisinde uygulanan sistem.. Cami namaz vakitleri dışında kapalı oluyor; dıştan seyrettim sadece.
Kale bölgesindeki panaromik kurtuluş müzesindeki heykellerden biri. Arkada şehrin ilk iki şerefeli camii Şirvani Camii..

Sonra birden dikkatimi çekti Kale'ye çıkan yol üzerindeki tek tük insanlar.. Bi takip edeyim dedim, bakalım ne çıkacak.. Meğer Kaleyi oluşturan duvarlar içerisinden geçen yolda Panaromik Kahramanlık Müzesi varmış, ücretsiz gezilebiliyor. Kale'nin iç kısmına girilemiyor ama restorasyon çalışmalarından dolayı. Müze, Antep'in tarihinden başlayarak kurtuluş savaşı sırasında şehrin verdiği mücadeleyi ayrıntılı biçimde gösteriyor.. Okumayı sevmeyenler için biraz sıkıcı olabilir, ama o tarihi kale duvarlarının içinde gezinmek için bile gitmeye değer.
Gaziantep Kalesi (6. yy)..

Bu arada kale gerçekten çok eski; Bizans imparatoru Justinyanus tarafından 6. yüzyıl'da yaptırılmış.. Yanlış hatırlamıyosam Kayseri Kalesi'nde de bu zatın parmağı vardı :)..

Antep Camileri
Çok şaşırtıcıydı benim için tüm Antep camilerinin benzer mimariye sahip olduğunu görmek. Şehrin en eski camisi olan ve en azından 1000 yıllık olan Ömeriye Camisi ile, Osmanlı paşası Nuri Mehmet Paşa adına yaptırılan 200 yıllık caminin iç mimarileri arasında pek bir fark yoktu neredeyse. Nedenini hala merak ediyorum doğrusu.. İstisnalar var tabi: Kurtuluş Camii (kiliseden çevrildiği için) ve Alaüddevle Camii (1900'lerin başında Ermeni mimar ve ustabaşı tarafından yeniden inşa edildiği için). Bir de Şeyh Fethullah Camii'nde selçuklu dönemi mimarisini andıran özellikler varmış.. Bunu, gezip geldikten sonra okudum internette; yani epey bi cami gezip "bu camilerin hepsi aynı, yeter bu kadar" deyip de Şeyh Fethullah Camisinin de dahil olduğu birkaç camiyi görmeme kararı aldıktan sonra.. Son pişmanlık fayda etmiyo tabi :)

Tahtani Camii'nin içinden.. Antep camilerinin tipik sade iç mekan görüntüsü.. Bu caminin mihrabındaki yeşil, beyaz, kahverengi, beyazımsı pembemsi taş renklerini sevdim ben.. Bir de imamın vaaz kürsüsünün ahşap ve öyle havada asılı olmasını :)


Boyacı Camii'nin içi.. Mimari olarak tüm tarihi antep camileri bu şekilde.. Bir sürü kolonlu, çok yüksek olmayan dikdörtgen yapıdalar.. Çok sade ve bir o kadar da uhrevi duruyorlar böyle..

Sonuç olarak; acelesi olan birinin, Gezi Güzergahı I üzerindeki camilerden sadece birisinin içini görmesi yeterli (Ama tabi vakti olan biri, hepsine girsin çıksın derim). O da Boyacı Camii olsun bence; çünkü minber'i çoook ilginç. Hem ahşap işçiliği açısından, hem de kızaklı yapısından dolayı.. Duvara gömme olarak yapılmış; Cuma Namazlarında yerinden çıkarılıyor; sonra yerine sokuluyor yine.. Böylece yerden tasarruf edilmiş olunuyor.. Bu da mesela; çok yaratıcı bir durum bence, ama hiç böyle başka bir cami duymamıştım şimdiye kadar.

Boyacı Camiinin minber yapısı çok orijinal.. Ahşap minber, raylı olarak yapılmış.. Yani Cuma namazında yerinden çıkarılıp, namazdan sonra tekrar yerine itiliyor.. Çok yaratıcı bir durum bence; böylece minber ortalıkta yer kaplamıyor :). Ayrıca; mihrapta görülen kırmızı, siyah ve beyaz taşlar da Gaziantep camilerine özgü. Camilere giriş kapılarında ve mihraplarda hep bu yöreye özgü bu taşlar kullanılmış

Yalnız, Alaüddevle Camii'nin içini de görmek lazım bence kesinlikle.. Antep'teki camilerin içinde çok farklı bir iç mimariye sahip olmasından dolayı.. Cami sadece namaz vakitlerinde açık; o yüzden güzergah dönüşünde ikindi namazı vaktinde girebildim ben.. Ermeni mimarın eline sağlık diyesim geliyor; çok hoş ve farklı olmuş içi. Hafiften kilise yapılarını da andırıyor. Son dönem barok Osmanlı mimarisinin hoş bir örneği olarak da önemli bir yapı bence. Cami ilk 1500'lerde Dulkadiroğullarının son sultanı Alaüddevle tarafından yaptırılmış; ama o dönemden sadece minaresi kalmış. Cami 1900'lerde Ermeni mimar ve ustabaşı tarafından tekrar inşa edilmiş.. 
(Bu arada Alaüddevle demişken; ilginç bir sonu var bu sultanın.. Kızını II. Bayezid'le evlendirerek Osmanlı ile akrabalık kuran sultan; bu evlilikten doğacak Yavuz'un kendi sonunu da getireceğini hiç aklına getirmiş midir acaba? Evet; yıllar sonra 1515'te Turnadağ savaşında; Alaüddevle'nin ordusunun karşısındaki Osmanlı ordusunun başında; torunu Yavuz vardır.. Torun ve Dede'nin savaşında, dede yenilir, kaçarken ölür; ve beylik Osmanlılar'a katılır..)

Antepteki farklı mimarideki tek cami (Kilise'den çevrilme Kurtuluş Camii'ni saymazsak).. Alaüddevle Camii, 1900'lerde yeniden inşa edilmiş bir Ermeni mimar ve ustabaşı tarafından.. O yüzden çok farklı bir iç mimarisi var..

Bundan başka; Handaniye Camii'nin iç duvarlarında Fransız saldırıları sırasında yıkılan bölümler varmış; ama sonradan restore edildikleri için pek belli olmuyor. Cami imamına sorarsanız yerlerini gösterir. Ayrıca, Tekke Camii'nin de minaresi çok hoş: altından minik bir yol geçiyor.

Tekke Camii.. Minik tipik minaresinin altından yol geçiyor :). Hemen yandaki bina da Tekke Mevlevihanesi. Ben gezmedim ama müze olarak gezilebiliyor.

İç mimari gerçekten çok sadeydi tüm Antep camilerinde; bayıldım sadeliklerine. İstanbul camilerindeki kalem işi süslemelerinden eser yoktu hiçbirinde..

Minare mimarisi açısından da; çoğu cami Boyacı Camii'nin yapısına sahip (Tahtani, Handaniye, Ömeriye Camileri mesela). Ahşap şerefeli minare yapılarına bayıldım. Şerefenin hemen altında da renkli taşlar veya İznik çinileri göze çarpıyordu genelde. Bu kadar sevimli minare tarzları varken ülkemizde; yeni inşa edilen camilerin hepsinin sanki fabrikadan çıkmış gibi birbirinin kopyası tarzlarda yapılmaları ne kadar ruhsuz duruyor...
Boyacı Camii'nin minaresinin yakından görünüşü. Bayazhan Kent Müzesi'ndeki fotoğraftan fotoğrafladım..

Antep Evleri
Ayrı bir sürprizdi benim için Antep Evleri.. Şimdiye kadar Eskişehir, Ankara ve Bursa'da gördüğüm eski taş Osmanlı evlerinden o kadar farklıydı ki mimari..

Tipik bir eski Antep evi..

Ayrıntılı örnekleri görmek için Bey Mahallesi'ne gitmek gerek, ya da Emine Göğüş Müzesi'nin olduğu sokak civarı da yeterli..

Eski Antep sokaklarından bir görünüş. Soldaki ilk bina Türkiye'nin ilk mutfak müzesi olan Emine Göğüş müzesi olarak düzenlenmiş.

Çarşılar, Hanlar
Ben genelde hanları dışardan görmekle yetindim. Ama mesela Yeni Han'ın içinde oturup çay, kahve içebiliyorsunuz. Kahve demişken; şehirdeki çay ve kahve fiyatları o kadar uygun ki! Genelde çaylar 1 TL. Geçende Yusuf'la Ortaköy'de içtiğimiz çaya ödediğimiz 2.5 TL ile karşılaştırınca çok ucuz geliyo tabi.. Tahmis Kahvesi'nde içtiğim türk kahvesi'ne 1.5 TL ödedim mesela..

Ayrıca bir de, internette bir yerlerde Tütün Han içindeki yeraltı kafe'si tavsiye edilmişti; ne yazık ki oraya gidemedim, içimde kaldı.

Bakırcılar Çarşısı'nın ve Zincirli Bedesten'in de içinden geçin tabi.. Ayrı bi atmosfer.. İkisi de zaten Alaüddevle Camii'nin az ilerisinde; Boyacı Camii'ne doğru giderken yol üstünde..

Zincirli Bedesten..

Ne yedim, ne içtim
Hemen hemen Antep'i gezen herkesin internette bahsettiği İmam Çağdaş, Alaüddevle Camii'nin hemen karşısında.. Oraya gittim ben de öğle yemeği için. Ali Nazik yedim ve ayran içtim: 13.5 TL. Osman'ın ifadesiyle kazık gibi duruyor Antep gibi nisbeten ucuz bir şehirde; ancak servis kalitesi, yemeğin gelmesindeki çabukluk filan düşünüldüğünde, değiyor bence. Üstelik öyle doyurucu ki; o gün başka birşey yiyemedim. Akşam Osman'la buluşup oturduğumuzda, bir simiti bile bitiremedim.

İmam Çağdaş'ta Alinazik sofram..

Onun dışında da Antep'e özgü hiçbirşey yemedim. Cartlak kebabı da aklımdaydı ama, zaten tek günlük gezide, fazla yemek yemeyen biri olarak başka birşey yeme ihtiyacım olmadı ki :). Gerçi geldikten sonra, Gaziantep'e gidip baklava yemeden döndüğüm için uzaylı muamelesi gördüm ama, pişman değilim :). İlgilenenler için İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün sitesinde bir liste var neler yenebileceğine dair.

İçecek olarak da, o yöreye özgü Urmu Dutu şerbeti satılıyor seyyar satıcılar tarafından. Osman ısmarladı bana bi bardak akşam. Bu dutun özelliği siyah ve ekşi olması.. Bilmem nelere de iyi geliyormuş..

Ayrıca yine orda burda meyan kökü şerbeti satılıyor.. Benim kendilerinin çay şekliyle tanışmışlığım var önceden, bir türlü yıldızımız barışmadı. Boğazıma yapışıp duruyormuş gibi geliyor, içemiyorum. Amsterdam'da iş arkadaşlarım löpür löpür içip duruyorlardı meyan kökü çayını; hayret ediyordum.. Gaziantep'te de, limonatasını içtiğim ve "bu limonataları limondan yapmıyosunuz de mi?" diye sorduğum bir çocuk satıcı "limondan yapsak kim alır ki" diye cevaplayıp, sattığı meyan şerbetinden de bir yudum ikram etti.. İçmez olaydım; yine boğazıma yapışıp durdu o garip tat. (Osman akşam, ilk başta pek sevmediğinden ama şimdi alıştığından bahsetti mesela.. İsterseniz bir deneyin derim)

Bir de içimde kaldı; yöreye özgü menengiç kahvesi ve zahter çayı. Bunları Tahmis Kahvesi'nde içebilirsiniz sanırım. Ben nedense normal kahve içmeyi tercih ettiydim orda..

Gezi Güzergahı II
Gezinin ikinci ayağında da, görmek istediğim yerler arasında olup Gezi Güzergahı I dışında kalan yerleri görmeye gittim. . Böylece hem de şehrin modern ve yeşil yüzüyle de tanışma fırsatı bulmuş oldum..

Turistik Gaziantep 'i daha büyük bir haritada görmek için tıklayın.. Fareyle tutarak haritayı sağa sola hareket ettirebilirsiniz..


Yine Kale'den başlayarak, ilk önce şehrin en eski camisi Ömeriye Camii'ni görüyoruz; ardından 1785 yapımı Nuri Mehmet Paşa Camii'ni geçerek şehir meydanımsısına (meydan değil meydanımsı; çünkü öyle şatafatlı bir düzenlemesi yok; ve arada kalmış gibi) gidiyoruz.. Sonracıma; Atatürk Bulvarı'nı takip ederek şehrin modern ve yeşil yüzüyle aşinalık kesbetmeye başlıyoruz..

Bu rota uzun, ama görülecek yerin az olması açısından fazla yorucu değil.. Şöyle salına salına gezilebilecek bir güzergah. Ayrıca, şehrin havasının insanın içine sinmesine de olanak sağlıyor.. Şehrin gayri-müslim yapıları da bu güzergah üzerinde. Kendirli Kilisesi mesela, şimdi öğretmenevi lokali ve kenarındaki tabelada yazdığı üzre Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek lisesi toplantı salonu olarak kullanılıyormuş, hemen cadde üzerinde. 1898'de ermeni katolik kilisesi olarak inşa edilmiş; üstelik planını Vatikan'dan papa yollamışmış.

Atatürk Bulvarı üzerindeki Kendirli Kilisesi..

Kurtuluş Camii de kilise olarak yapılıp sonra camiye çevrilmiş, kocaman bir yapı.. İl Kültür Müdürlüğü'nün sayfasında sadece 1892'de inşa edildiği yazıyo o kadar. Hangi mezheb için ne isimle inşa edilmiş filan hiç bir bilgi yok.. Aradığım bilgileri VowTurkey'de buldum. Surp Asdvadzadzin Ermeni Katedrali ismiyle inşa edilmiş meğer. Kayseri merkezdeki kilisenin adı da aynıydı; merak ettim ne demek bu garip kelime, asdvadzadzin; ve google amca söyledi sağolsun :) ; "holy mother of god" demek imiş, yani "tanrının kutsal anası". Demek ki Hz. Meryem adına yapılmış bir kilise..

Gaziantep Kurtuluş Camii.. Özellikle minaresi ilgi çekici.. Asdvadzadzin Kilisesi ismiyle 1892'de inşa edilip cumhuriyet sonrasında camiye çevrilmiş..

Aziz Bedros Kilisesi'nin de 450 yıllık olduğu söyleniyor. 2005'te tesadüfen bir fabrikanın duvarları arasında bulunmuş ve Ömer Ersoy Kültür Merkezi olarak restore edilip düzenlenmiş. İlginç olan, binanın tarihçesi ve hangi mezhebe ait bir kilise olarak yapıldığı hakkında hiç bir bilgi olmayışı..

Şehirdeki diğer bir kilise. Aziz Bedros Kilisesi. Şimdi Ömer Ersoy Kültür Merkezi olarak hizmet veriyor..

Ve Amerikan Hastanesi de bu güzergahta.. Hastane, 1880'de kurulmuş, Dr. Azariah Smith anısına. Bu amerikalı, Yale Üniversitesi mezunu imiş; genç yaşta tifüse yakalanıp ölmüş Antep'te. Arkadaşları da anısına para toplayıp bu hastaneyi kurdurtmuşlar.. Tabi biz gece karanlığında gittik hastanenin oraya Osman ve Uğur'la; hastanenin tarihi ile ilgili bilgileri de cep telefonumdan google'layarak öğrendik kapıda.. Akşamın o vaktinde o ara sokaklar pek de tekin durmuyodu açıkçası :), Hastaneye bakıp döndük... Şimdi biraz internette araştırınca öğrendim; meğer Dr. Azariah Smith'in mezarı hastane bahçesindeymiş; onu da görmek ilginç olabilirdi..


Ayrıca şimdi hangi bina olduğunu hatırlamadığım ve Atatürk'ün şehri ziyaretinde halka hitap ettiği balkon da bu cadde üzerinde görülebiliyor (sanıyorum Öğretmenevi binasının ön tarafında biryerdeydi).

Ayrıca ilgilenenler için, Gezi Güzergahı I civarında sadece duvarları kalmış bir Sinagog da var. Ben, geldikten sonra internette dolanırken öğrendim; o yüzden yerini tam bilmiyorum...

Bu arada, ben gitmedim ama, Kurtuluş Camii'nin arka tarafında Hanifioğlu Sokak'ta yer alan Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi varmış. Harita üzerinde işaretledim. Bi de bu mahalle, Bey Mahallesi; tarihi evleriyle biliniyor. Osman söyledi, meğer Atatürk de nüfusta Bey Mahallesi'ne kayıtlı imiş.

Sonra Bayaz Han Kent Müzesi geliyor.. Yaklaşık 100 yıllık bir han; ve kent müzesi olarak düzenlenmiş. Kesinlikle görmeden gidilmeyecek bir mekan, üstelik ücretsiz gezilebiliyor. Artık hava karardığından, ertesi sabah gezdim müzeyi. Aslında hayvanat bahçesine gidecektim; Türkiye'nin en büyük hayvanat bahçesiymiş. Ancak, sabah 25 dakka bekleyip de oraya giden otobüsün gelmediğini görünce; Osman'ın sitayişle bahsettiği kent müzesini hatırlayıp; oraya gideyim dedim. İyi ki de demişim; çok güzeldi..
Bayazhan Kent Müzesi'nden. Geleneksek döşeli odada fıstık ayıklayan bir aile.

Kent Müzesi'nden sonra; Atatürk Bulvarı'na paralel konumda yer alan Demokrasi Parkı'na yürüyüp Gezi güzergahı I sırasında depreşen yeşil ve gölge hasreti giderilebilir.. Şehrin eski tarihi yerlerinin bulunduğu Gezi Güzergahı I çevresinde hiç ağaçlık bir yer yok gölgesinde oturulabilecek. Şehre gitmeden önce hava durumunda gördüğüm 39 derece sıcaklık korkutuyordu beni ama, sıcak yürüyüp dolaşmama engel olacak kadar bunaltıcı değildi. Ama tabi insanın gözü yeşil bir gölgelik arıyor arada dinlenmek için.. Kale önünde birkaç ağaç var ama, onların gölgeleri de birkaç insana ancak yetebilecek düzeyde.. İnşallah belediye bu eksikliğin farkındadır ve kale içi ve çevresini yeşillendirir.

Biz gece yürüdük Demokrasi Parkı'nda Osman ve Uğur'la.. Şişman Usta'nın yerinde oturduk gece 12'ye kadar, çene çaldık. Yani gece geç saatlere kadar açık yerler var şehirde. Hatta Osman; bazı börekçilerin 24 saat açık olduğunu, civar illerden buraya börek yemeye gelenler olduğunu söyledi bana Şişman'da otururkene..
Şişman Usta'da dondurma yedik gece. Ertesi gün de bu fotoğrafı çektim.. Bardaklarının üstünde yazan "şişman usta" lafı pek komiğime gitti.. Yeri, köşede, gözüküyor.

Demokrasi Parkı boyunca devam edince yürümeye, karşımıza şehrin en modern yüzlerinden biri çıkıyor: SankoPark alışveriş merkezi.. Gerçekten çok güzel yapılmış. Suriye'den filan buraya alışverişe gelenler olduğunu okudum biryerlerde internette. Doğrusu, a) Sankopark AVM, b) Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan modern kafeler, parklar, ve c) Demokrasi Parkı'nın yeşil yüzü; şehrin "doğu'nun parisi" olmaktan ne kadar uzak olduğunun bende uyandırdığı hayal kırıklığının düzelmesinde rol sahibiler.. Konu açılmışken bu "Doğunun Parisi" olayına da değineyim: alakası yok.

Sankopark'ın içinden.. Antep'in koocaman alışveriş merkezi..

Doğu'nun Paris'i ??
Doğu'nun Parisini görme merakıydı beni Antep'e götüren.. Ama sonuç tam bir hayal kırıklığı... Paris şöyle dursun; şehirleşme kalitesi olarak neredeyse bizim ilçe bile olmayan Alibeyköy ayarındaydı (sanki çok bi küçümsedim şimdi :). Napiim, ama öyle algıladım işte.. ).. Bunun sebebinin, bölgenin en gelişmiş şehri olmasından dolayı çok göç alması olduğunu söyledi Osman. Bu da gecekondulaşmayı körüklemiş.. Zaten binalar, aynı İstanbul'un gecekondu-tabanlı semtlerindeki gibiydi; kargacık burgacık, yamalı yumulu binalar; çoğu boyasız, hatta bir kısmı sıvasız, sadece tuğla..

Doğru düzgün bi şehir meydanı bile yoktu.. Tabi şehrin gelişmiş, düzenli şehirleşmiş bi tarafı da var (Atatürk Bulvarı tarafı mesela); hatta pet-shop'lar; tüp bebek merkezleri, erkek güzellik merkezleri'ne rastlayabileceğiniz :); ama tarihi eski şehir kısmı bizim İstanbul'un Eminönü, Tahtakale tarafları gibiydi görüntü olarak. Yeşil de çok azdı bu kısımda. Hatta otogar'dan gelirken içinden geçtiğimiz Şehitkamil belediyesi tam bir varoş görüntüsündeydi (tabi bu kriterlerde acımasızım belki; sonuçta Avrupa'da 15-20 şehir gördükten sonra Türkiye'deki şehirleri gezmeye başladım; ve o yüzden kriterlerim haliyle biraz katıcana :) ).

Ancak, şimdiye kadar gördüğüm şehirlerden, turistleri en çok düşüneni tartışmasız! Her tarihi yapının önünde kocaman ingilizce, türkçe, arapça açıklama tabelaları vardı; bunu İstanbul'da bile göremiyoruz.. Ayrıca; kentin tarihi yapısını ortaya çıkarmak için hummalı bir çalışma var.. Yabancı turiste avrupa kalitesinde önem verildiği izlenimini edindim o yüzden.. Çok başarılı.. Bana öyle geliyor ki, bu çalışmalar bu hızla ve bu bilinçle devam ederse, 5 sene içinde tarih turizmi açısından Türkiye'nin en turist dostu şehri olacak Gaziantep..

Yapmadan Dönme
  • Bayaz Han Kent Müzesini görmeden
  • Kaleyi görmeden
  • Şehrin cami mimarisine aşina olma adına bir cami (Boyacı, Ömeriye veya Tahtani) görmeden
  • Şehrin barok tarzlı tek camisi olan Alaüddevle Camii'nin içini görmeden
  • Şehrin çok-dinli tarihine aşina olmak adına şehirdeki üç kilise tabanlı yapıdan (Kendirli, Aziz Bedros, Kurtuluş) birini görmeden
  • Şehrin yeşil yüzüne aşina olmak adına Demokrasi Parkı'nda yürümeden
  • Şehrin modern yüzüne aşinalık adına Atatürk Bulvarı'nda yürümeden
  • Bakırcılar Çarşısı'nda bakırcıların nasıl çalıştığını görmeden
  • Şehrin eski ev yapılarının dış mimarisini (Emine Göğüş Müzesi veya Dayı Ahmet Konağı mesela) görmeden
Minik Detaylar
  1. Şehreküstü ismine ilk Bursa'da rastlamıştım. İnmem gereken tramvay durağının adıydı, ve ben bir türlü aklımda tutamıyordum :). İlginç bir şekilde Gaziantep'te de bu isimle anılan bir yer var.. Anlamı ne çok merak ediyorum..
  2. O kadar döndüm dolaştım, şehirde sadece 1 tane yabancı turist gördüm (tek tük gördüğüm bir kaç arabı saymıyorum). Osman, "aslında oluyo bayağı" dedi ama, henüz şehrin yabancı turistler tarafından pek keşfedilmediği kesin..
  3. Şehir merkezinde göl, deniz, akarsu olmamasının yokluğu dikkat çekiyor hemen.. Zeugma'ya gitmediğime bu yüzden pişman oldum: Bayaz Han kent müzesinde Fırat nehrinde tekneyle dolanan turistlerin vidyosunu görünce.. "Zeugma için değil ama, Fırat için gitmeliydim" dedim kendi kendime, hayran hayran seyrederek.. Gerçi bir minik Alleben deresi var, Demokrasi parkı'nın içinden geçip giden; hiçten iyidir. Ayrıca şehir dışında Alleben göleti varmış.
  4. Nerden muhabbet açıldıysa, Şişman Usta'nın yerinde muhabbet ederken Osman söyledi: Maraş dondurması meğersem keçi sütünden yapılıyormuş. Oymuş özelliği zaten.. Bu arada herşey gibi Maraş dondurması da çok ucuz şehirde; kocaman külaha 1 TL verdim.
  5. Şehir, Balıkesir tarzı bir şehir olarak kalacak aklımda herhalde.. Sarı, ağaçsız, plansız, sıcak.. Evlerin ve camilerin yapımında kullanılan sarımsı taş rengiyle de, aynı İspanya-Murcia'da gördüğüm mimariyi hatırladım.. Zaten arap tarzı mimari dedikleri bu olsa gerek..
  6. Kilis şehre yarım saatmiş, Maraş da 1 saat kadar. Halep de 2 saatmiş, ve giden araçlar varmış Osman'ın dediğine göre..
  7. Gaziantep, Türkiye'nin ilk (ve de tek miydi acaba?? ) insan yapımı ormanına sahipmiş.. Hem Osman söyledi, hem de kent müzesinde gördüm fotoğraflarını.. Şehir dışında biryerlerde kalıyor sanırsam..
  8. Kahramanlık Müzesindeki onlarca heykel; aslında Eskişehir'deki heykeller gibi şehrin orasına burasına dağıtılsaydı daha hoş, modern bir hava verirdi şehre.. Her heykelin yanında birer küçük fıskiyeyle mesela..
  9. Kent Müzesinde öğrendim (bi gün önce Osman'da bahsettiydi); Antep'in kardeş şehirlerinden biri de Nijmegen imiş. Hollanda'da yaşamış biri olaraktan ilgimi çekti tabe :)
  10. Şehirdeki binaların tepesindeki garip silindirler çok dikkatimi çektiydi.. Çok kafa yordum; sonra da "herhalde su deposu olarak kullanılıyolar"'a kanaat getirdim :). İki gün sonra Konya'da Memetlerin evinden dışarı bakınca, bi de baktım çatılar Antep'teki silindirlerin dikine versiyonlarıyla dolu hep.. Sordum Ebuzeyd'e: "güneş enerjisi" dedi "cahil seni, bilmiyon mu" edasıyla :).. Haaa dedim ben de; demek Antep'teki çatılar da aynı sebepten bunlarla dolu.. Çok da mutlu oldum; güneş enerjisinden Türkiye'de apartmanlarda yararlanıldığını hiç duymamıştım bugüne dek!

Gaziantep'i başka kimler bloglamış ??
İnternette Antep'e gidip birşeyler karalamış blog yazarlarının sayfalarına bağlantı koyayım dedim bu kısımda da.. Hem böylece bu yazıyı okuyanlar, Antep hakkında daha ayrıntılı bilgi ve resimlere ulaşsınlar.. Antep gezi yazıları derlemesi gibi bişey olsun burda yani..
  1. ÖDÜL den : Gaziantep Alışveriş Notları: Şehirde alışveriş üzerine hoş detaylar ve güzel fotoğraflar içeriyor.
    Gaziantep Gezi Notları: Yine aynı blog yazarının. Aslında yazının ismi yanıltıcı; daha çok İmam Çağdaş Lokantası hakkında bilgi ve fotoğraf veriyor.
  2. Öykü Api: Gaziantep: Gaziantep gezisi izlenimleri.. Düzgün bilgilendirici bir şekilde yazılmış.
  3. Truva Gezi Dergisi: Gaziantep müzelerine tarih kokulu yolculuk: Başlıktan anlaşılacağı üzre, şehrin müzelerine ilgi duyanlar için.
  4. Kitchen Sweet Kitchen: Gaziantep Hakkında Herşey: Bu etiket altında 4 yazı var; Etnoğrafya ve Arkeoloji Müzesi'nden Antep çarşılarına, Antep yemeklerine (geleneksel Beyran çorbası, nohut dürüm vb.) az yazılı bol fotoğraflı bilgiler veriyor..
GÜNCELLEME: 2.5 yıl aradan sonra 2012 Şubat'ta yine Gaziantep'teydim kısacık. Yeni izlenimlerimi de paylaştım, "yine, yeni, yeniden Gaziantep" diyerek. Bağlantı şurada.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...