7 Nisan 2012 Cumartesi

Kilis II: Şorhabil Tepesi'nde Kilis Ayaklarımın Altında

Otogar önünde Antep dolmuşundan indiğim gibi Kilis'in daracık daracık sokaklarına dalmış, ve şehrin göbeği olan Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Beyzade Restoran'da Kilis tava molası vererek sonlandırmıştım bu güzergahı. Güzergahın ayrıntılarını da anlatmıştım bir önceki Kilis yazısında.

Kilis Tavamı yedikten sonra yollara vurdum kendimi yine. Elimde yolculuğa çıkmadan önce hazırladığım Google-Map haritamın çıktısı. Haritayı kolaçan edip ikinci güzergahımı belirledim.
Haritaya bakılırsa iki turuncu halka arası kıpkısacık. Ama yokuş faktörü haritada gözükmüyo tabi.

Kilisle ilgili internetteki bilgilerde sürekli gördüğüm bişeydi, sahabe kabri denilerek Hz. Şurahbil kabrine özel vurgu yapılmış olması. Ben de meraklandım, ve ilk olarak burayı görmek istedim bu ikinci güzergahta. Bu arada isim kırk türlü şekle girmiş şehirde: Şorhabil, Şorahbil, Şörhabil, Şarhabil gibi isimler cadde mahalle ismi oluvermişler :).

Şu noktaya açıklık getirmeliyim tekrardan; güzergahtaki görülecek noktalar hem amaç ama bir yandan da araçlar aslında. Maksat şehrin sokaklarını arşınlayıp şehrin havasını soluyabilmek. O yüzden, inanç turizmi gibi bir kaygınız yoksa da muhakkak ama muhakkak Hz. Şurahbil kabrine gidiverin. Ayrıca, ennn önemli özelliği buranın şu ki, şehrin en kuzey noktasına ve en yüksek noktasına çıkmış olucaz.  Tabi google-map haritasında herşey düz :), benim için de sürpriz oldu doğrusu; Şorhabil Türbesi'ne gideyim derken bi baktım hep yokuş yukarı yokuş yukarı.

Gezi Güzergahı II
Kısaca özetlersem; güzergahı takip ederek Hz. Şurahbil türbesine ve şehrin tepesine tırmanmış oluyor, dönüş yolunda da bi kaç tarihi eseri görerek Otogar'a varmış oluyoruz. Güzergahımızın toplam uzunluğu 3.3 km.

Kilis Güzergahı II için haritayı büyükçene görmek için: tıklaa!  Kırmızı artı işareti, güzergahın başlangıcını gösteriyor.

Güzergah başlangıcını haritada artı işaretiyle işaretledim. Cumhuriyet Caddesi sonuna yürüyünce ismi ilginç modern zaman camisi olan Hacı Cümbüş Camii'nin yanından başlıyo ilk yokuş, yukarı doğru. Bu cami arkasına kocamaan bi Karataş Parkı var. Yaz günü yokuş tırmanmaya başlamadan önce serin serin oturup enerji depolamak için bire bir.
Hacı Cümbüş Camii'nin ordan yukarı kıvrılan yokuş. Zaten tabela gösteriyo "Şurahbil bin Hasene Zaviyesi" diye. Haa yolda ayrıca "at arabası giremez" tabelası var. Şehirde başka yerlerde de gördüm. At arabalarının dolandığı bir şehir yani karşımızdaki. Ve bi de yoldan geçen motosikletli, Kilis'in olmazsa olmazlarından :)

Hz. Şurahbil Türbesi: Haritada verdiğim sokaklardan tırmana tırmana en sonunda Çiğdem Sokak'ı takip ederek buluverdim Şorhabil Kabrini. Yol boyunca çektiğim resimlerdeki saat kaydına bakılırsa yaklaşık 13 dakka bişey sürmüş yol. E yolda durup durup fotoğraf çektiğim de dikkate alınırsa aslında daha da kısa. Yokuş olmasından korkmamak gerek yani.

Kısaca Hz. Şurahbil hakkında bilgi sıkıştırayım hemen buraya: Hz. Muhammed'in vahiy katiplerindenmiş, ve Hz. Ömer zamanında Kilis'te ordunun başında savaşırken şehit düşmüş 639 yılında (bir rivayete göre de koleradan vefat etmiş). Altta resmini de koyduğum türbe yapısı ise 1500'lerde filan inşa edilmiş.
Şurahbil bin Hasene Zaviyesi. Güneydoğuya özgü klasik dikdörtgen bir cami iç yapısı var, krem rengi taştan. Cami girişinde de aşınmış giriş yazısı vardı, eski yarı yeşilimsi haliyle hoşuma gitti, fotoğrafladım. Minaresizmiş aslında, minare çok yeni: 1960'larda yapılmış.

Bu Çiğdem Sokak'ın sonu Kilis'in en kuzey ve bu yöndeki en tepe noktası. İlerde bi vadi ve karşı tepeler. Türbeyi ziyaretten sonra iki adım ileri gidip karşı tepeleri fotoğraflamaya giriştim. Bi uçurumun başında duruyomuşum gibi çok hoş bi görüntüydü. Ayrıca "vay bee şehrin sonuna yürüdüm, budur!" diye düşünüp bi gururlandım bi gururlandım :). Yalnız türbe-görevlisi-amca ben o boş arazileri çekerken "orayı çekme orda bişey yok, bu türbeleri çek" diye akıl verdi bana :)
Türbenin karşısındaki parkta da türbeler var, bir tanesi Altın Dede türbesi. Altın Dede, Hz. Şurahbil Türbesi'nin bakıcılarındanmış. Miniş sevimli kare şeklinde bir türbesi var.

Dönüşte aynı yoldan geri dönmedim tabi. Batıya doğru biraz yürüyüp, Tokmak deresi sokak- Akcurun caddesi boyunca yardırdım yokuş aşağı.  Haritamda işaretlediğim diğer görmek istediğim yerler bu Akcurun Caddesi üzerinde idi çünkü. Ve tabi Kilis'in ultra-bakımlı sokaklarından da geçmiş oldum :)
Kilis'in ultra bakımlı sokaklarından geçtim

Akcurun Caddesi üzerinde yol kenarındaki Akcurun Camii, minaresi haricinde bi orijinalliği kalmayan camilerden. Onu es geçip devam ettim, yol kenarında tarihi (ama bakımsız :( ) Kilis evlerini fotoğraflayıp.


Çalık Camii: Az ilerde de Çalık Camii var, bu caminin etrafı ve kendisi çoook çok hoş. Etrafında bissürü daracık sokak ve bu sokaklarda tarihi evler var çünkü! Caminin avlusundan bi yan kapısı var, epey zor farkediliyo. Ordan çıkınca bu daracık sokakların arasına girmiş oldum. Ama öyle böyle değil; bi ara kayboldum nerdeyse sokaklarda. Sessiiz sakin, ve iki tarafınız da ev duvarları. Bi labirentte gibi.. Sanki şehrin geri kalanından izole edilmiş, caminin arka tarafına sıkıştırıverilmiş kendi halinde bir dünya. Süpperdi!.

Cami hakkında da iki laf edeyim: 1683 yılında yapılmış, Çalık Hacı Ali tarafından, ismi de burdan kalma. Alta da fotoğrafını koyduğum giriş kapısının en üstünde kitabenin yer aldığı kısım mevlevi sikkesine (külahına) benziyor. Bunun özel bi anlamı var mı bilmiyorum.

Çalık Camii'nin kendini sevdiren giriş kapısı, ve yine pek sevdiğim şerefe motifleri minaresinden. En başta da, Cami'nin yan kapısından çıkınca kendimi bulduğum daracık sokaklardan miniş bir demet. Bambaşka bir havası vardı..

Aslında Sabunhane'yi de çok görmek istiyodum. Halk Masmana diyormuş. Eski bir kervansaray imiş burası: Kalaycılar kervansarayı. Anladığım kadarıyla Çalık Cami hizasında ama Akcurun Caddesi'nin öbür tarafında kalıyo. Ama binaların arkasında yer aldığından gözüme çarpmadı ve o sıra unutuverdim Çalık Cami ve etrafındaki tarihi evlerin büyüsüne kapılınca :(. Bi dahaki sefere artık. Ya da Osman veya Abdurrahman Kilis'e gidince fotoğraflayıp bana gönderirler belki.

Evvet, Akcurun Caddesi az ilerde bizim meşhur Cumhuriyet Caddesi ile kesişti. Benim bu ikinci güzergaha başladığım yer yani tam. Yani İlk güzergahın son yerinden bir kare çizerek  başlama noktama geri dönmüş oldum, ve adını ikinci güzergah koyduum.

Bitmedi daha tarih ve güzergahımız :). Şimdi esas hedef otogar'a gidip Antep'e geri dönmek. Bunu da Akcurun Caddesi'nin güneye doğru devamı olan Dolap Pazarı Caddesi'ni takip ederek yaptım, yol üstünde görmek istediğim diğer tarihi yerler var çünkü.

Mehmet Paşa Minaresi: Az ilerde solda koocaman bi minare. Yanına yaklaşınca, o da ne! Minarenin bir başına duruyo orda, etrafında ne cami ne bişi. Tabela diyor ki, cami gitmiş minare kalmış yadigar. Mehmet Paşa Cami. Zavallıcığa halk öksüz minare de diyormuş. Çok yerinde bi tabir. Ama minarenin şerefe süslemeleri gerçekten hoş. Camiye ne olmuş epey meraklandım aslında, çünkü 1831 imiş inşa tarihi, çok yeni.
Evvet solda caminin hepsini görüyoruz. Bi minare, yanında da minik giriş kapısı. Mehmet Paşa Camii'nden geriye kalan bi tek bu fotoğrafta ne görüyosanız o yani. Minarenin şerefe işlemeleri hoştu yine. Yıldızlı motifler vs vs. Hafiften bazı Antep camilerinin şerefelerini andırıyor.

Salih Ağa Kasteli: İki adım ileride, şehrin görmeye değer tek kasteli, Salih Ağa Kasteli (Yani hepsini görmedim aslında; Aynönü kasteli, orjinalliğini kaybetmiş, İpşir Paşa'yı ise göremedim tespit ettiğim yerde). Tarihi özelliğini korumuş, orasını burasını da boyamamışlar, kitabesi bile duruyor. Yapım tarihi, 1855. İnternette suyu akmıyo diyodu ama şırıl şırıl akıyodu yani. Bu arada, aynen Gaziantep'teki gibi, tarihi eserler önünde kooocaman levhalar var turistler için, üç dilde: türkçe, arapça, ingilizce. Takdir edilesi!! Ama bu tabelaların çoğu accaip zarar görmüş durumda, şehrin bazı bilinçsiz insanları tarafından  :(

Tabakhane Camii: Salih Ağa Kasteli'nin hemmen karşısında Tabakhane Camii var. Kilis müftülüğü sayfasında bu cami için de "hiç bi orijinalliği kalmamış" ibaresi kullanılsa da bana içi orijinal geldi. Tavandaki tahta kirişler, kesme taş duvarlar vs.. Ha direklerin etrafı lambri kaplı yarıya kadar, eh o da nazar boncuğu olsun :)
Cami tahminlere göre 1500'lü yılların başında din alimi Şeyh Gökçe tarafından yaptırılmışmış. Kabri de cami avlusunda zaten. O güzeliim minaresi için de kaynaklar 1690'larda Hacı Haydar tarafından yaptırılmış diyorlar.
Tabakhane Camii'nin dikdörtgen yapılı sade sevimli içi. Osman uyardı, kadın gibi duruyo ama o oturan poşulu bi erkek :). Urfa kadar olmasa da poşulu adamlar var epey Kilis'te. Altta cami avlusu ve Şeyh Gökçe'nin mezarı. Vee yıldız motifleriyle süslü güzeliim şerefesi cami minaresinin. Minarenin külah tarafında da yine yıldızlar!

Cüneyne Camii & Eski Hamam: Dolap Pazarı'nın az ilerde Odun Pazarı Caddesi ile kesiştiği yerin az solunda da Cüneyne Camii var. Kısa bodur, şişman bi minaresi. Cüneyne "küçük cennet" demekmiş, ne sevimli :). Sebebi de, Kilis'in fethi sırasında şehit düşen bazı sahabelerin mezarının burada olması imiş. Ama bu mezarlardan eser yok  günümüzde anladığım kadarıyla. Caminin orijinalliğinden de eser yok :). E niye buralara saptık düz gidiyoduk ne güzel derseniz, hemen arkasında Eski Hamam var, onu görmek için.
Cüneyne Camii'nin kısa bodur minaresi. Caminin etrafındaki tarihi evlerin bi kısmını da restore ediyolardı

Cüneyne Camii'nin hemen arkasında Eski Hamam. Yakın zamanda restore edildiği belli, hoş güzel bir görüntüsü var, önü açık. Zaten Kilis'teki epey bi camide yazıyodu "2008'de restore edilmiştir" türü ibareler. Yani restorasyon işleri taa Kilis'e kadar uzanmış, memnuniyet verici!
Eski Hamam'ın HDR tekniği ile değiştirdiğim fotoğrafı (picasa sağolsun). Özellikle giriş kapısı ihtişamlı duruyodu. Keşke yakından bi fotoğraflasaymışım.

Neyse Dolap Pazarını aşağı doğru devam edelim. Şıhahmet Caddesi yoluyla devam ettim; kenarda klasik bir-tek-minaresi-orijinal sınıfına giren Özbek Camii, ve iki adımda da Mercidabık Caddesi'ndeyim yine! Karşıda otogar.

Ve güle güle Kilis, güle güle bakımsız şehir. Bi gün senin kıymetini bilen, güzelliklerini ortaya çıkaran yöneticiler çıkar karşına inşallah.

Başka başkaa..

1. Kilis'te dolanırken daracık sokaklarda, evlerin çoğunun girişinde aşağıdaki tabela.. Dedim herhalde tarihi değeri yüksek evlerle ilgili birşey. Ama klasik beton evlerin kapısında da görmeyeyim mi? Gel de çık işin içinden :)
Sonra, Urfa'da dolanırken aynı tabelalardan görünce Osman'a sordum. Meğerseem, bu tabela "bu evde oturanlar hacca gitti" demekmiş. Hacca gidenler evlerinin önüne bu tabeladan asıyomuş. Çok ilginç bir gelenek!

2. Kilis'te (Urfa'da da aynı idi) bu eski evlerin en önemli özelliği de, çoğunun kendine ait bi çıkmaz sokağının olması. Evin kapısı ana sokak üstünde değil de, evin yanından içeri doğru giden daracık bi sokağın sonunda. Aşağıdaki gibi yani.

3. Sanırım bu Suriye vizeleri vs. kalktıktan sonra Türkiye tarafı ile Suriye tarafını kaynaştırmak için hazırlanmış bir site: hgaziantepkilishalep.com . Gezdiğim tarihi yerler ile ilgili bilgilerin çoğunu bu siteden aldım.

4. 360derece.com/kilis adresinde yukardaki siteyle bağlantılı olarak bu yerlerde (toplam 41 tarihi eserde) 360 derece  gezinti imkanı mevcut. Gitmeden "ha böyle bi yeri görcez demek ki" diye kurcalanırsa, gidildiğinde daha kolay bulunur. Mesela camilerin avlusu, içi vs. gezilebiliyo. Dolayısıyla "tamam gerçekten hiç orjinal değilmiş, içine girmeyiz" diyebilirsiniz. Ayrıca kendi içerisinde, bu 41 yerin numaralanıp gösterildiği haritası da var. Benim çok işime yaradı bu harita gitmeden önce kendi haritamı çıkarırken.

Yapmadan Dönmeee
  • Daracık kaldırımsız Kilis sokakları'nda dolanmadan (özellikle Çalık Camii arkası)
  • Kış ise Ulu Cami içindeki sobayı görmeden
  • Tekke (Canbolat) Camii'nin Osmanlı ve Sinan kokan mimarisini ve iç süslemelerini görmeden
  • Hz. Şurahbil'in türbesinin olduğu tepeye tırmanıp "Kilis ayaklarımın altında" demeden
  • Bikaç motosikletli fotoğraflamadan
  • Antep yolundaki zeytin/fıstık ağacı arazilerini fotoğraflamadan
dönmeyesiniz sakın :).

4 Mart 2012 Pazar

Kilis I: Daracık Daracık Sokaklar

Eevet, Kilis'i en güzel anlatan  ifade bu sanırım "daracık daracık sokaklar". Hatta bu biraz normal oldu; doğrusu "daracık daracık caddeler" olmalı :).. 

Tamam daracık sokak olur da iki kolunu açtığında nerdeyse duvarlarına değeceğin cadde olur mu, kaldırımsız vs? Heh, Kilis'te oluyo. Aşağıda Kilis sokaklarından bir demet görüyoruz; üstte sağdaki resim, tabelası da görülüyor "eşref kastelli caddesi"ne ait. Daha fazla söze hacet yok :)
E sadece daracık olmaları mı sokakların, ya bakımsızlık? Görüyosunuz de mi şehrin sokaklarının bakımsız halini, binalar dökülüyo. Zaten sokakların hiçbirinde kaldırım yok, kaldırımsız şehir mi olur? Kilis neredeyse öyle, bi iki ana caddesinde vardı sadece. İli bıraktım, ilçe havası bile yoktu şehirde, o derece. Şaştım kaldım.

Hehe, yeteri kadar Kilislilerin öfkesini kazandım sanırım :) Bu noktada bi açıklama yapmam elzem oldu: Kilisli kardeşler; lafım size değil, Kilis il olalı 15 yıldan fazla olmasına rağmen buraya şehir görüntüsü vermek için kılını kıpırdatmayan belediye başkanlarına ve diğer yetkililere.. Yav nasıl olur bu şehrin yönetici kadrosu "yav il oldu burası, biraz toparlayıp ile benzetelim görüntüsünü" dememiş bunca yıldır? Neyse benim sesimi duyup derler belki bundan sonra :) 
(Benim 2.5 yıl önceki ilk Antep ziyaretimde şehri beğenmeyip bazı yerlerini kasaba tarzı görmeme çok içerleyen Osman "Kilis'e de neden gidiyosunuz, Antep'e köy diyosanız Kilis ağıl o zaman, napacaksınız ağılı görüp" dediydi iğneleyici iğneleyici :) Gittim gördüm, cidden Gaziantep'e çok haksızlık etmişim :) )

Neden Kilis
Geçen Gaziantep ziyaretimde Kilis'in sadece yarım saat uzaklıkta olduğunu söyledilerdi. Bi de televizyonda bi Kilis belgeseline rastladıydım, anaaaa ne tarihi şehir adım başı tarih kokuyo. Bu seferki Antep ziyaretimde kesin Kilis'i de görmeye karar verdim. Böyle yani. Ha bi de sınıra çok yakın olması da ilgi çekiciydi tabi, 10 km ilerde Suriye sınırı. Yolda "Halep" tabelaları vardı bissürü.

Antep-Kilis yolu kenarları fıstık ve zeytin ağaçları doluydu. Yeşiller zeytin (kışın yaprak dökmüyo), yapraksızlar da fıstık.

Kilis Tarihi
Kilis, 635 civarında Hz. Ömer zamanında müslümanların eline geçmiş. Yani şehir neredeyse 1500 yıldır müslüman!. Tabi Kilis köy o zamanlar (ben değil kaynaklar diyo). Sonrasında Mercidabık savaşı'nda Osmanlılara geçene kadar 250 yıl  Memluklüler hakimiyetinde kalmış. Memluklüler zamanında şehirleşmeye başlamış, ve osmanlı hakimiyetinin ilk yıllarından itibaren de inşa edilen tarihi camiler ve hamamlarla şehir görüntüsüne kavuşmuş. Osmanlı hakimiyeti ile beraber uzun süre Canbolat sülalesi yönetmiş şehri sancakbeyi olarak.

Nasıl Gidicez & Nerde Kalıcaz
Nerde Kalıcaz kısmına cevap vereyim hemen; Kilis şehir merkezini güneyden kuzeye doğudan batıya ayakla arşınlamak (yemek vs molası da dahil) 3.5 saatimi aldı. Yanii; Kilis'te kalmanız gerekmiyo, Antep'e geri dönün :)

Gelelim nasıl gidicez kısmına: Gaziantep'ten her 15 dakikada bir dolmuşlar var Kilis'e. Benim Gaziantep yazımdaki Google-Map haritasındaki kırmızı güzergahta BayazHan Kent Müzesi'ne bakın, Atatürk Caddesi üzerinde.. Hah, işte o caddeyi ileri doğru devam edin batıya doğru; İnönü Caddesi ile kesiştiği yere geleceksiniz. Sanırım Gaziantep Lisesi de ordaydı. Neyse, orda bi yerde "Kilis Garajı nerde kalıyo" diye sordunuz mu sizi yönlendirirler. Gidiş 5 TL, ve tam 1 saat sürüyor (yani öyle yarım saat sürüyo türü şeyler abartı imiş).

Dolmuştan son durakta inin, son durağı zaten "Kilis Şehirlerarası Otobüs Terminali", aşağıya resmini koydum. Kilisin genel dökülen bakımsız görüntüsüne rağmen (evet Kilisliler beni öldürcek biliyorum :) ) bu terminal çok yeni ve modern duruyor, güzel yani. E tabi biraz miniş o ayrı :)

Gezi Güzergahı I
Eevet, Otobüs Terminali Şehrin tam güney ucunda kalıyor. Dolayısıyla, ilk gezi güzergahımız da buradan başlıyor. Aşağıdaki haritadaki mavi güzergah yani. Rotamızın uzunluğu da 2.1 km, hiçbişey yani.

Kilis- Güzergah I haritasını daha büyükçene görmek için: tıklaaa!

Evet, haritadaki en güneydeki (yani en alttaki) nokta bizim otobüs terminalimiz, yani Antep dolmuşundan önünde indiğimiz yer. Caddenin adı da Mercidabık. Evvet; doğru tahmin ediyosunuz Yavuz Sultan Selim'in  1516'da Memluklülerle savaştığı Mercidabık Ovası buraya 4-5 km uzaklıktaymış.

Aynönü Kasteli: Kastel çeşme demek Kilis dilinde. Tarihi çeşmeleri bu isimle anıyolar. Ve bu çeşmeler de öyle İstanbul'daki tarihi çeşmelere benzemiyor, ilginç bi yapıları var. Aynı Kayseri'de Han Camii yakınında gördüğüm şu çeşme gibi. Kilis ile ilgili sitelerde bu kastel vurgusu özellikle vardı. Ama gittim gördüm, bi orijinalite göremedim Salih Ağa Kasteli dışında (aşağıda bahsedicem). Bu nedenle bu Aynönü Kasteli'nde  çok oyalanmadan Hindioğlu Camii'nde doğru yürüyoruz Dedeağa Sokak boyunca. Maksat Kilis'in daracık (evet kendimi utamıyorum, henüz beni düşman bellememiş bir avuç Kilisliyi de kışkırtma potansiyeli çok yüksek olsa da"ve bakımsız" diye ekliycem) sokaklarına aşinalık kesbetmek. 
Aynönü kasteli'nin solundaki sokak boyunca yürürüyüp Hindioğlu Camii'nin yanından geçicez.
Hindioğlu Camii: Bu camiinin minaresi çook hoş. Zaten Kilis'teki tarihi camilerin hemen hepsinin bi ortak özelliği de bu, önündeki tabelaları okursanız "Cami orjinalliğini kaybetmiştir, ama minaresi orjinal olarak kalmıştır" yazıyo. Yani camilerin çoğunun içini gezmeden minaresini fotoğraflamanız yeterli :). Daracık sokaklara sıkışmış nerdeyse sıra sıra evlerin arasına karışmış hooş miniş bi cami bu. Caminin 1664'te şehir yöneticisi Kör Hüseyin Ağa tarafından yaptırıldığı söyleniyor.
Ulu Cami: Evet; Kilis'te beni şoka sokan durumlardan biriydi Ulu Cami. Şimdiye kadar çok Ulu Cami gördüm böyle ıssız ara sokakta kalanını görmedim; Kayseri, Konya, Adana, Tarsus, Uşak, Kütahya, Bursa ... Hepsi de şehrin merkezi sayılan yerinde yer alıyolardı ve tarihi yapılar olmalarından dolayı bakımlıydılar. E zaten adı üstünde, zamanında yapılan en büyük cami imiş şehirde ki Ulu Cami diyolar.

Hadi ıssızlık bi yana, tarihi caminin içinde soba ne geziyo? Evet kocaman uzuuun borulu SOBA. Evet aşağıda fotoğrafları var; ben hala inanamıyom Ulu Cami'nin içine soba kurulduğuna. Tarihi cami bu yahu, hem de Ulu Cami, niye bu kadar tarih bilincinden yoksun bırakılmış burası?? 1390'larda yapıldığı ve şehrin en eski camisi olduğu söyleniyor bu arada.
Üstte bahsettiğim meşhur soba, altta Ulu Cami'nin dıştan görünüşü, solda cami önündeki daracık sokak, ve sağda da caminin yağlı boyaylan boyanıp tüm orijinalliği yok edilmiş mihrabı.

Canbolat (Tekke) ve Mevlevihane Camileri: Bi sonraki aşamada, ilk baştaki daracık sokaklar fotoğrafına da koyduğum şu daracık Eşref Kastelli Caddesi'nden geçme şerefine nail edicem sizi :) Bu sokak sonunda Canbolat Camii var ilkin, nisbeten büyük bi cami, avlulu filan, ve Osmanlı mimarisi taşıyor. Zaten 1560'larda yapılmış, Mimar Sinan'a atfedenler bile varmış. İçi aynı Mimar Sinan camileri gibi zaten. Biz avlu tarafından değil, arka tarafında yer alan çıkmaz sokak görüntüsü olan yerden giriyoruz Cami'ye, meşhur daracık caddemizi takip ederek. Canbolat Hanı da varmış hemen burada ama ben göremedim, Cami'nin arkasında biryerde kalıyo sanırım. Kilis sancak beyi Canbolat Paşa zamanında yapıldığından bir ismi Canbolat Camii, ama Tekye Cami de deniyor.
Mihrabı ve minberi de çok değişikti şimdiye kadar gördüğüm tarihi camileri göz önüne alırsam; sütlü kahve rengin ağırlıkta olduğu bi tasarım. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde övmüşmüş minberini, bi garip oldum. Vay be yüzyıllar önce Evliya Çelebi'nin baktığı minbere bakmışım yani.
Caminin iç kalemişleri ve eflatunumsu renk tonları çok hoştu. Sütlükahve mihrab-minber de öyle. Mibrabda benim sadeliğine bayıldığım kufi yazıyı görünce fotoğraflamadan edemedim, üst sağda görüyosunuz. Pencere üstü motiflerdeki detaylar da çok hoştu. Üst sola koyduğum motifin tam ortasında bir cami resmi var :) Tıklayıp büyük haline bakarsanız daha iyi görürsünüz. Velhasıl Canbolat/Tekke Cami'yi epey sevdim yani.

Cami avlusundan çıkınca bi şaşakaldım; evet Kilis'te daracık sokakların olmadığı yerler de varmış :) Kocaman bir meydan görüntüsü; hemen sağ tarafınızda kare planlı Mevlevihane Camii var. Meydanın sol taraında da adalet sarayı, tarihi unsurları olan hoş bir bina.. Ortada da hummalı bir çalışma, ne inşa edeceklerse artık. Süt Kastelli Caddesi oluyomuş burası.
Neşet Efendi Konağı: Şimdi hedefimiz, Kilis'in eski konaklarından birini görmek. Ama ilkin yol üstündeki İslambey Parkına uğruyoruz. Özellikle yazın gezenler için, burası çok güzel bi durak. Parkın tam ortasında da Muhammed Ensari'ye ait türbe var. Miniş sevimli bir türbe. Medineli olduğu, türbede yatanların şifa bulduğu söyleniyor. 
İslambey Parkının girişi. Parkın kuzey tarafında yer alan tarihi bi Kilis evini de çok sevdim. Ama evin en üstündeki o beyaz çirkin tuğlalar ne iş, de mi yani..

Sonracıma Şeyh Mehmet Sokak'ı ve ardından Neşet Efendi Sokağı'nı sonuna kadar takip edince karşımıza gerçekten çook çok güzel o bina çıkıyo: Neşet Efendi Konağı! Gerçekten bayıldım, çok zarif bi duruşu var. Konakta hummalı bi restorasyon vardı, sanırım ziyarete açık bir yer haline getiriyorlar.
Neşet Efendi Konağı

Cumhuriyet Caddesi: Ardından Murtaza Caddesi yoluyla Cumhuriyet Caddesi meydanına iniyoruz. Haritaya bakılırsa yolu biraz uzatmış oldum, ama amaç sadece eski tarihi binaları camileri görmek değil, şehrin sokaklarında dolanıp şehrin atmosferini hissedebilmek. Murtaza Caddesi'nin Cumhuriyet Caddesi'ne birleştiği meydanda bir de anıt var. Gezi Güzergahı I'de eflatun raptiyeyle işaretledim bu anıtın olduğu yeri.Ve anladığım kadarıyla bu Cumhuriyet Caddesi Kilis'in ana merkez caddesi. Üstünde Teknosa bile vardı, ordan çıkardım. Cadde nasıl derseniz, eh işte orta karar, bi ilçe caddesi gibi bişey.
Cumhuriyet Caddesi ile Murtaza Caddesi'nin kesiştiği yer. Öndeki minare Kara Kadı Camii'ne ait. Yine tek minaresi orjinal kalmış camilerden olmalı. Ve motosikletliler! Kilis'in her yeri motosikletli kaynıyor. Bu kadar çok motosikletli görmediydim hiçbiyerde. Kilis'e "Motosikletliler Şehri" yakıştırması da yapılabilir rahat rahat yani.

Caddeyi azıcık daha yürüyünce Gezi Güzergahı I'in sonuna gelmiş oluyoz, ve bu güzergahı karnımızı doyurarak bitirelim. Caddede yemek yenecek bissürü lokanta var zaten. Ben Beyzade Döner-Kebap-Lahmacun'u tercih ettim, esnaf lokantası tadında güzel bi yer, ve Kilis Tava yedim. Güzel ama çok aşırı ilginç değil ve bana çok yağlı geldi.
Beyzade'de Kilis Tavam.

Vee Güzergahımızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. İkinci Güzergah yazısı da şurada: Kilis II: Şorhabil Tepesinde Kilis Ayaklarımın Altında. Bu güzargahta'da Kilis'in kuzey ucuna tırmanıp şehre tepeden bakıcaz, ve sonrasında merkezdeki diğer tarihi eserleri kolaçan edicez ve otogarımıza döncez.

Başta bakımsız vs. deyip kötüledim belki (gerçekleri söyledim ama :) ), ama şunu özellikle vurgulayayım yanlış anlaşılmasın: Kilis'e iyi ki gittim, pişman değilim :) O daracık sokaklar, o şehrin havası görülmeye değer bence.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...